1 Haziran 2017 Perşembe

Üç Şiir - Nazım Hikmet (YKY Yayınları)

YAŞAMAYA DAİR 
 
Yaşamak şakaya gelmez, 
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın 
                       bir sincap gibi mesela, 
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, 
                       yani bütün işin gücün yaşamak olacak. 
Yaşamayı ciddiye alacaksın, 
yani o derecede, öylesine ki, 
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, 
yahut kocaman gözlüklerin, 
                        beyaz gömleğinle bir laboratuvarda 
                                    insanlar için ölebileceksin, 
                        hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, 
                        hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, 
                        hem de en güzel en gerçek şeyin 
                                      yaşamak olduğunu bildiğin halde. 
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, 
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, 
           hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, 
           ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, 
                                      yaşamak yanı ağır bastığından. 
                                                                                     

Şiir üç bölümden oluşuyor. Benim en sevdiğim kısım yukarıdaki kısım yani ilk bölümü. Normal şartlarda yazarları ya da şairleri yaşamlarına bakarak sevmem ya da nefret etmem, ama Nazım'ın hikayesini çoğunuz biliyorsunuzdur. Sırf o yüzden bir gıcıklığım var biraz. Neyden bahsediyorsun sen diye soranlar olursa, yazının en sonuna bırakıyorum hikayeyi(bir hesaptan alıntıdır). Bu şiiri okuduktan sonra biraz sevmeye başladım Nazım Hikmet'i. Hele kitabın sevimli mi sevimli resimleri beni benden aldı. Birkaç fotoğraf bırakıyorum buraya.



CEVİZ AĞACI

Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
 


Bu şiirin harika mı harika bir hikayesi var. Hemen buraya yazıyorum.

'Nazım Hikmet, Gülhane parkındaki bir ceviz ağacının altında sevgilisi ile buluşmak üzere randevulaşır. Buluşacakları gün Gülhane parkına gider ve ceviz ağacının altında beklemeye başlar, tam bu sırada polisler de orada devriyeye çıkmıştır. O dönemlerde Nazım Hikmet arananlar listesinde olduğu için polislerden gizlenmek durumunda kalır ve bu ceviz ağacına çıkar. Nazım Hikmet ağacın tepesindeyken biricik sevgilisi Piraye gelip her şeyden habersiz ceviz ağacının altında beklemeye başlar. Polislerden dolayı aşağıya seslenemez ve çaresiz çıkarır kalemi, kağıdı ceviz ağacının tepesinde bu şiiri yazar.'




Bu arada şiiri Piraye'ye yazması da manidar (yazının sonundaki hikayeyi okuyan anladı :)). Hemen kağıdı kalemi çıkarıp şiir yazabilmek de ayrı bir olay tabi. Her ne kadar sevmesem de kendisini takdir ettim :) Uzuuuunn uzun şiir tahlili yapmayı hiç sevmem, yapanları da okumam. Sonuçta şiiri okuyan herkes kendine göre bir anlam çıkarır. Ben burada sadece birkaç bir şey söylemek ve böyle hikayelerini paylaşmak istedim :)




MASALLARIN MASALI

...
Su başında durmuşuz.
Önce kedi gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra ben gideceğim,
kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek
güneş kalacak;
sonra o da gidecek...
...


Bu şiirin de en sevdiğim kısmı burasıydı. Bir yazının daha sonuna geldik. En başta sözünü ettiğim hikaye aşağıda. Bu arada instagramdan takip etmeyi unutmayın :): degisikbirkitapkurdu


'Piraye, Nazım'ın kız kardeşinin arkadaşıdır. Kocasından ayrılmış, bir erkek bir de kız çocuğu vardır. Nazım ve Piraye kimsenin haberi olmadan evlenip İstanbul'a yerleşirler. Ama rahat olamazlar. Çünkü Nazım cezaevine girer. Orada kaldığı süre boyunca Piraye'sine bir sürü şiir, mektup yazar. Nazım'ın en çok şiir yazdığı kadındır Piraye. Nazım durmadan, sürekli yazar Piraye'ye. Hatta bir şiirinde “Adını kol saatimin kayışına tırnağımla kazıdım.” der Nazım. Nazım Bursa Cezaevi'nde yatarken dayısının kızı Münevver onu sık sık ziyaret etmeye başlar. Böylece Münevver ve Nazım aşkı başlamış olur. Nazım bunu Piraye'ye bir mektupla anlatır. Münevver evli ve bir çocuk sahibi bir kadındır. Kocası ayrılmak istemez. Bunun üzerine Nazım ve Münevver aşkı iyice çıkmaza girer. Nazım Piraye'ye bir mektup yazar; “Yeryüzünde hiçbir insan, hiçbir insana benim sana yaptığım kötülüğü yapmamıştır. Bütün bunlara rağmen gel. Sana gel diyecek kadar yüzsüz ve alçaksam ne halt edeyim, öyleyim işte. Fakat gel. Ve benden nefret ederek, beni hor hakir görerek de olsa, beni bir daha yalnız bırakma!” der mektubunda. Gelmezse intihar edeceğini söyleyen mektuplar yollar Piraye'ye. Haberler gönderir. Piraye kıyamaz Nazım'a. Nasıl kıysın delice aşık olduğu adama? Dayanamayıp gider Piraye. Affeder Nazım'ı. Bu olaydan sonra Nazım Piraye'ye yazılar yazmaya devam eder. Nazım cezaevinde açlık grevi yapar ve rahatsızlanıp hastaneye yatırılır. Serbest bırakılacağını düşünür Nazım. Münevver'le tekrar görüşmeye başlar. Piraye bilir bunu. Ama yine de hastaneye, Nazım'ın yanına gider ve çıktığında evine gelebileceğini söyler. Yine kıyamaz Nazım'a. Tam bu konuşma sırasında içeriye Nazım'ın kız kardeşi ve Münevver girer. Piraye çıkar odadan. O günden sonra da bir daha görüşmez Nazım'la. 20 yıl sürer Piraye ve Nazım'ın aşkı. Bu süre boyunca Nazım hep cezaevindeydi. Piraye Nazım'ı hiç yalnız bırakmadı ve hep sabırla bekledi onu. Nazım'la boşandıktan sonra da kimseyle evlenmedi. Keşke Nazım şair olmayı becerebildiği kadar sevmeyi de becerebilseymiş.'

5 Mayıs 2017 Cuma

Ayraç Dergisi 90.Sayı (Nisan Sayısı)

Herkese merhabalar. Nisan ayında kitapyurdu'ndan yaptığım alışverişe hediye olarak eklenilen Ayraç dergisiyle ilgili yazı yayınlamak istedim.

Burada kısaca değineceğim yazılar: Safa ile Merve Arasında Bir Ömür ve CNR Kitap Fuarı'nın Geleceği Var Mı ?



Bu ay derginin kapağında Peyami Safa var. Ömer Faruk K.'nın yazdığı yazıda aynı zamanda Türk toplumunun durumuna da ışık tutuyor.


Dergi kitap tahlili ve eleştiri dergisi, bu yüzden ben genel iki yazıyı yorumlayacağım sadece. Kitap tahlillerine hiç girmeyeceğim.




























Yazıda çok beğendiğim bir kısım var. Hemen orayı paylaşmak istiyorum sizlerle.





'Peyami Safa'ya göre "öteden beri zeki adamlar tereddüt etmişlerdir." Bir ölçüde doğru: kuşku inancı diri tutar. Tereddüt eden, arayan bir zeka karar vermiş, rahatlamış bir akla göre daha uyanık ve şuurlu.'

Gerçekten de çok doğru. Karar verdiğimiz an her şey bitmiştir bizim için, çoğu zaman o karardan dönülmez. Tabi şu yönden bakalım bir de: sürekli tereddüt etmek de bizi nereye, hangi sonuca götürebilir? Sürekli aynı yerde döner dururuz. Tereddüt etmek, kuşku duymak bir yere kadar önemli bence. Uzun sürdüğünde hiçbir işe yaramaz konuma geliriz.


Bir diğer yazı: CNR Kitap Fuarı'nın Geleceği Var Mı ? Yazıyı Asım Öz yazmış. Göz boyamaktan başka işlevi olmayan, kültürel alandan uzak kişilerce yapılan organizasyona katılım yüksek olsa da genel değerlendirme itibariyle bir gelecek vaat etmediğini söylüyor Asım Bey.



Bu sene bende gittim, hatta şubat yazılarıma bakarsanız ufak bir yazı bile yayınladım. Ben sadece bir gün imza günlerine katılmak amacıyla gittim o yüzden bu görüş hakkında pek bir şey söyleyemeyeceğim. Ancak şu var ki senelerdir Tüyap Kitap Fuarı'na giden biri olarak çok özensiz buldum açıkçası. Neden böyle olduğunu yazıdan bir alıntı ile açıklayacağım.

"Bir kere fuar alanı tam manasıyla büyük bir şantiyeyi andırıyordu. Fuarın zemininden halıflekslere, lavabolarından mescit için ayrılan küçümen alana kadar bu durum son derece barizdi. Yayınevleri arasında dolaşırken ayağınızın sıklıkla bir yere takılmaması neredeyse imkansızdı. Yayıncıların bulunduğu alanın üstünde ise numaraları yazmadığından okurlar aradıkları yayınevlerini başka yayınevlerine sorarak bulmaya çalışıyordu."

Gerçekten de sonuna kadar haklı. Kaç kere düşme tehlikesi geçirdim Allah bilir. Ferman'ın imzasının olduğu standı bulabilmek için CNR'ı 3-4 kere falan turladık diyebilirim. Bu yönden bakınca gerçekten de çok eksiği var fuarın.

Evet, ben dergiyi beğendim. Dergiyi gönderdiği için kitapyurdu'na da çok teşekkür ederim. Beni instagramdan takip etmeyi unutmayın: degisikbirkitapkurdu













27 Nisan 2017 Perşembe

Güray Süngü - Kış Bahçesi

Arka Kapak Yazısı 

2011 Yılı Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü'ne değer görülen Kış Bahçesi Güray Süngü'nün dördüncü romanı. Bir yazarın hayatı yeniden kurma çabasıyla yola koyulan roman, masumiyet ile ölümsüzlük arzuları arasında dolaşan karakterleriyle okurlarına yaşamın asıl değerinin şifrelerini veriyor.






Yazar kitabı daha çok kendi kendine konuşur gibi yazmış. Bu da kitaba eğlenceli bir hava katıyor. Betimlemeleri biraz uzun, geçmişle gelecek birarada veriliyor, bu da okumayı güçleştiren etkenlerden biri. Ustaca kurgulanmış bir konuya sahip. Onu da kısa bir özet geçeyim;

'Yazarın 2011 yılında çıkan bu eseri konu bakımından bir genç kızın kendini ölümsüzleştirmek adına bir yazarın hayatına girmesini konu alır.

Aziz eserin başkahramanıdır ve 3 tane romanı yayımlanmış bir yazardır. En son romanını terk edildiği Hande adındaki bir sevgilisini yayımladığı romanına verdiği bir karakterdir. Hayatını artık sürekli evde geçirmektedir. Hayatının geride kalan kısımlarını romanlarına yansıtmıştır.

Derya, Aziz’in bütün eserlerini okumuş ve kendisine hayran olan bir okurdur. Yazarın bütün eserlerinde kendi yaşamına benzeyen yönleri bulmuştur. Fakat okuduğu yazarlar gibi aynı şeyleri hissettiği halde hissettiklerini bir türlü kâğıda geçirememektedir. Bundan dolayı hayranı olduğu yazar olan Aziz gibi ölümden sonra ölümsüzleşmek istemektedir.' (Kitap Haber'den alınmıştır.)


Kitapla birlikte 'her rastlantı tesadüf müdür ?' sorusu yakalıyor sizi. Kitaba bakınca 'acaba?' diyorsunuz. Bence tesadüf diye bir şey yok, sonuçta Allah'ın binbir özen ve düzenle yarattığı evrende tesadüf biraz saçma olmaz mı ? (Ateistler dikkate almasın ☺)


Kitaba Kış Bahçesi demesi de bir değişik bence, kitapta kısacık bir kış bahçeleriyle ilgili yazı var. Gerçi Süngü de biraz değişik bir yazar zaten 😁

Bu arada Aziz'in hikayesinin yanında bir de yan hikaye var. Harun Bey'in yaşadıkları. O da çok hüzünlü bir hikaye. Sen evini, karını, çocuklarını bırak, eski ilkokul arkadaşlarını aramaya gel. Bu azimi için tebrik ediyorum kendisini 😁

Kitap dikkat isteyen bir kitap. Bazı yerlerde karışabiliyor her şey. Gerçekten anlayarak okuyana çok şey verebilecek bir kitap. Daha fazla uzatmak istemiyorum. Tavsiye ediyorum kitabı. Bu arada instagramdan takip etmeyi unutmayın: degisikbirkitapkurdu

Alıntılar
  
'Hayat cevabı olmayan sorularla dolu.'

'Size içimden geçen cevabı verirsem, muhtemelen beni dövdürür ve binadan attırırsınız, bu yüzden ben müsaade isteyeyim, kahveniz de hatırınızla beraber sizde kalsın.'

'Seni öyle bir affederim ki, utancından ölürsün.'

'Zaman da ne ki; üçte biri işte, geçimini sağlayacak parayı kazanmak için, üçte biri yatakta, yaşamın devamını sağlayacak uyku için, kalan üçte biri ise insanın kendi tasarrufuna kalan bir zaman suretinde, yaşamın kendisi için harcanıyordu.'

'Ama kalbin selamet için bazı şeyler Google'da aratılmamalıydı, bir kitabın içinde, sayfaların arasında bulunmalıydı bazı şeyler, öncesinde uzun uzun aranıp. Ya da damakta çay tadıyla sorar cevap alırken yaşlı bir bilge adama, oraya doğru sürüklenmeliydi sohbet.'

'Bazı şeyleri güzel yapan, kusurlarıdır.'

'İnsanların karşısında insanlar yoktu artık. Dünya üzerinde yaşayanlar insan değildi artık. Tüketiciydi artık.'

'Aziz Çalışkan'dı değil mi ? Bilakis Aziz tembeldi azizim. Hayır, ben ad ve soyad olarak şeyetmiştim. O halde doğru şeyetmişsiniz, Aziz Çalışkan ben.'

'Bazen mutsuzluğa bile varlığının kanıtı olsun diye ihtiyaç duyardı insan. Bu kadar dipte miydim ben peki?'

'Bu tercih İstanbul'da yapılır, İstanbulluşanlar tarafından yapılır. Bırakıp gidemezler İstanbul'u. Arka mahallede otururlar, dandik bir işte çalışırlar, tıka basa otobüslerde saatlerce yol giderler ama her gün boğazda geziniyorlarmış yok abi dönüp ne yapacağız, sıkılırız artık, alıştık İstanbul'a, orada yapamayız derler.'

'İnsan bazen acı çekmek ister, dibe vurmak ister. Dibe yakın değildim, çünkü az çok biliyordum hayatı, dip diye bir şey yok, acıları insanın kendi gözünde büyütmeyi anlamsız. İnsan denen yaratık öyle acz içindeki, ulu dediği dertleri bile hayatın kendi döngüsünde un ufak aslında. Nedir ki acı, sıkıntı, bunalmak, darılmak, boştu hepsi, anlamsızdı. Terk mi edildin, sevdin de sevilmedin mi? O da bir şey mi? Değil mi? Bazen canı sıkılırdı insanın. Bakıp yakında olması gerektiğini düşündüğü her şeye ve görüp hepsinin uzakta olduğunu...'

'Ama fizik kanunu, aynı alan içinde iki şeyden birisi büyürse, diğeri küçülür; kalbinde öfke büyüdükçe merhamet azalır.'

'Bana aşık olduğun çıkarımını yapabilir miyim? Eğer öyleyse koşa koşa kaçacağım da, uzun bir süredir aşka garezim var.'

'İnsan bazen kendisini epeyce yalnız hissediyor..'

'Ara sıra dışarıya çıktığımızda, otobüsteki insanlara bakıp, trafikteki insanlara, korna çalanlara, bağırıp duranlara, cahiller sürüsü diyordum. Okumuyorlar, düşünmüyorlar.'

'Neden kendini kapatıyorsun, kalbini saklıyor, sakınıyorsun. Kırılmasın diye mi? Kırılmasından korktuğu için kalbini hiç kullanmadı.'

'Picasso'nun neden öyle suratlar çizdiğini biliyor musun Derya, eciş bücüş, şekilsiz, kaymış, deforme olmuş surata. Çünkü o suratlar öyle. Gördüğünü çiziyor ressam.'

































31 Mart 2017 Cuma

Sürgünler Çağı - Elie Wiesel Kitap Yorumu ve Alıntıları

Arka Kapak Yazısı

Gamaliel Friedman, Brooklyn sokaklarında avare avare gezinen yaşlı bir adam. Yoldan geçenlerin garipseyerek tuhaf tuhaf baktıkları biri. Amerikan vatandaşı ama ruhu hala sürgünde olan bir Orta Avrupa Yahudisi aslında. Günün birinde, hastanede yaşlı bir Macar kadınla karşılaşıyor. Sessiz bir dünyada yaşayan bu kadın Gamaliel'i geçmişe geri götürecek. Istıraplar kenti Budapeşte, mutluluklar diyarı Paris, mistik Kudüs, uzun bir matemin tutkulu bir aşkla sona erdiği New York ve bu sürgün yolu üzerinde "duygusal eğitimini" tamamlayan Gamaliel'in düşler, felaketler, hayal kırıklıkları ve aşklarla örülmüş yolculuğu.

Favori kitaplarımdan biri oldu kendisi. Seneler önce elime geçmiş ancak adı yüzünden önyargıyla bakarak okumadığım bir kitaptı. Tekrar anladım ki hiçbir zaman önyargılı olmamak gerekiyormuş. Kitap Holokost yani Hitler Almanyasının Yahudi soykırımı zamanında geçiyor. Sadece ve sadece Yahudi oldukları için öldürülen binlerce insan varmış. Gerçekten çok acı bir olay. Kitabın ana karakteri sırf hayatta kalabilmek için kendini Hristiyan gibi göstermek zorunda kalıyor. Bu sırada da ana karakterin yaşadıklarını ve o kötü zamanları anlatan kitap, biraz değişik bir anlatıma sahip. Olayları geçmişle bugünü birleştirerek veriyor, bu da okumayı biraz zorlaştırıyor. O zamanlar hakkında bilgi sahibi olmak isteyenlere tavsiye ediyorum.

Gelelim alıntılara....

'Uçurumun eşiğinden geri adım atmayı kaç kez istedi ? Geri adım atmak, ama nereye kadar ? "Uçurumdan uçuruma" diye mırıldanıyordu büyük bir Hasii hoca, insanın bu dünyadan öylesine geçip gidişini mi, yoksa kendi mutlaklık ve huzur arayışını mı kastettiğini belirtmeksizin.'

'Neden sevilmediğini düşünüyor. Hiç karşılaşmadığı insanlar onu neden uzakta tutuyorlar, geçmişini bir çıkın gibi omzunda taşıyan bu hep yalnız davetsiz misafire yaklaşmak tehlikeliymiş gibi.

'Özgür ölünmeyecekse özgürlük uğruna ölmek yeğdir.'

'Güneşe bak, demişti bir gün babası. Kibirli ve güçlü, aşağıda yaşayan herkese boyun eğdiriyor. Gene de, akşamları tevazu ve pişmanlık içinde batıyor. İşte hepimiz için iyi bir ders.'

'Kör doğmuş biri için Tanrı kördür. Hasta bir çocuk için Tanrı adil değildir. Bir mahpus; bir mahkum için Tanrı'nın kendisi de mahpustur. Buna karşılık, özgür insan için Tanrı özgürlüğün kanıtı ve kaynağıdır.'

'İnsan kime güveneceğini bilemiyor artık.'

'Kuşkusuz Tanrı her yerdedir, bazen kendini yabancı hissettiği tek yer insanoğlunun yüreğidir.'

'Senin umudunu yitirerek yaptığın gibi hayattan vazgeçmeye hakkımız yok ! Her gün Tanrı'nın bir lütfudur, her an bir şükran fırsatıdır.'

'Chesterton'ın bir sözü hatırladı: insanlar Tanrı'ya inanmaktan vazgeçiyorsa, bunun nedeni artık hiçbir şeye inanmıyor olmaları değil, önlerine ne çıkarsa ona inanmaya başlamalarıdır.'

'Mutluluğu aramak, bulmaktan daha değerli bir armağandır.'

'Kendime, "Tanrı neden canımı almadı diye soruyorum" diye mırıldandı yanına yaklaştığımda. "Tanrı'nın kendi nedenleri var ve bizler bunu anlayamayacak kadar aptalız" diye cevap verdim.'

'Seni yeterince güçlü, yeterince tutkulu bir şekilde sevmemiş olabilirim. Artık bilmiyorum bunu. Evet, kendimi suçlu hissediyorum ve nedenini bilmiyorum. Kendimi, artık kimseyi sevemeyecek kadar suçlu hissediyorum.'

'- İnsanların barış içinde yaşadıkları bir kent ha?
- Bu ancak rüyalarda olabilir.'

'Bir yazar bir yerlerde, "Yalnızlık Tanrı'ya mahsustur, insan yalnız değildir ve olmamalıdır." der.'

'Kendime Kotzk'lu rabinin bir sözünü tekrarlıyorum: "Dünya pis kokuyor." Evet öyle, insanların dünyası mide bulandırıcı. Çelişik, tutarsız. Umut kırıcı.'

'Asher kendini öldürdü. Veda mektubunda, bizleri terk ettiği için özür diliyor ama şöyle diyordu: "Çocukları gördüm, çığlıklarını ve gözyaşlarını kaydettim; ve bunu anlatacak sözcüğüm kalmadı..."



Instagramdan takip etmeyi unutmayın; degisikbirkitapkurdu

26 Mart 2017 Pazar

Harry Potter Serisi Yorumu



Harry Potter ve Felsefe Taşı

Arka Kapak Yazısı 

Harry Potter sıradan bir çocuk olduğunu sanarken, bir baykuşun getirdiği mektupla yaşamı değişir: Başvurmadığı halde Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'na kabul edilmiştir. Burada birbirinden ilginç dersler alır, iki arkadaşıyla birlikte maceradan maceraya koşar. Yaşayarak öğrendikleri sayesinde küçük yaşta becerikli bir büyücü olup çıkar.

Harry ile tanıştığımız bu kitapta, büyücülerin dünyasına adım atıyoruz. Mugglelarla (büyü yapamayan insanlar) yaşayan Harry daha bebekken çok güçlü bir büyücü olan Voldermort'un öldürücü lanetinden sağ kalmıştır, yavaş yavaş bazı şeyleri öğrenen Harry ile birlikte büyücüler dünyasını tanımaya başlayan ben de 'keşke gerçek olsa' dedim. Serinin en kısa kitabı Felsefe Taşı. Konu olarak inanılmaz sağlam, kurgusu zaten müthiş 😁 Kolaylıkla okunabilecek bir kitap. İlkokulda hayatımın büyük bir bölümünü işgal eden bir seridir kendisi. Okurken çocukken yaptıklarım aklıma geldi diyebilirim. Bir de benden size tavsiye, kitabı filminden önce okuyun. Çünkü neredeyse her yerinde filmle karşılaştırdım elimde olmadan. Yine de tekrar okurken çok zevk aldım. Bazıları seriye çocuk kitabı diyor ama bence tam bir saçmalık. O zaman bütün fantastik kitapların çocuk kitabı olması lazım. Bu arada favori karakterim -hem kitapta hem filmde- Severus Snape. Hazır adı geçmiş iken Snape'e hayat veren Alan Rickman'ı da anıyorum. Huzur içinde yatsın çocukluğumun sevgili adamı 💕


Harry Potter ve Sırlar Odası

Arka Kapak Yazısı 

Dursley'ler o yaz öylesine çekilmez olmuşlardır ki, Harry bir an önce okulu Hogwarts'a geri dönmek için can atmaktadır. Eşyalarını toplarken ortaya çıkan ev cini Dobby ise onu uyarır: Hogwarts'a dönerse, bir felaket olacaktır. Olur da: Sırlar Odası'nın açılmasıyla ortaya çıkan karanlık bir güç, Hogwarts'takileri taşa çevirmeye başlar. Harry, hayatını tehlikeye atarak, Oda'nın elli yıllık ölümcül gizemini çözmeye çalışır. Ve gerçekten de başına gelmedik felaket kalmaz.

Yavaş yavaş Voldemort'un yeniden dönmeye başladığını görüyoruz. Pis herif. 😂 Bu kitapta favori karakterim -Snape dışında tabi o her zaman ilk sırada- Gilderoy Lockhart. Aramıza yeni katılan Lockhart, biraz salak ama bunu göstermemeye çalışırken yaptıkları insana kahkaha attırıyor 😁 Özellikle Snape'le olan düello sahnesi hem kitapta hem filmde favorim. Asistanım Snape falan demesi özellikle çok komik yani koskoca Voldemort'a yalan söylemiş adama asistan demek 😁 Neyse konunun dışına çıktım biraz sanki, o yüzden son favori sahnemi de söyleyip bitireyim. Harry, Dumbledore'un odasına girdiğinde Fawkes'in can çekiştiğini görür. Zaten şatoda olanlardan sorumlu tutulurken bir de kuşun ölmesinin üstüne tuz biber serpeceğini düşünür ve tam o sırada Fawkes(Zümrüdüanka kuşu) kül olur. Resmen hayattaki şansım diyebilirim buradaki olaya 😁


Harry Potter ve Azkaban Tutsağı

Arka Kapak Yazısı 

Sirius Black adında azılı bir katil, tüyler ürpertici Azkaban kalesinde tam on iki yıl boyunca tutsak kalmıştır. Tek lanetle on üç kişiyi birden öldüren Black'in, Karanlık Lord Voldemort'un hizmetkarı olduğuna kesin gözüyle bakılmaktadır. Bir yolunu bulup Azkaban'dan kaçan Black'in peşinde olduğu bir tek kişi vardır: Harry Potter. Harry, büyücülük okulunun sihirli duvarları arasındayken, arkadaşları ve öğretmenleriyle birlikteyken bile güvende değildir. Çünkü aralarında bir hain olabilir.

'Ne kadar yazık.' cümlesini en çok kullandığım kitap kendisi. Bu kitapta Snape'e çok gıcık olduğumu itiraf ediyorum 😂 Allah kimsenin başına öyle bir öğretmen vermesin 😂Favori sahnem Snape ile Çapulcu Haritası arasında geçen sahne 😁Burada en sevdiğim cümleyi yazmak istiyorum. "Mr. Kılkuyruk, Profesör Snape'e iyi günler diler ve saçını yıkamasını salık verir, pis herif." Burada gerçekten gülmekten öldüm. İlk başlarda kafamızda oluşan bu 'kötü Snape' olgusuna çok yazık.. Neyse spoiler yok demiştim 😊 Defalarca okusam da sanki ilk defa okumuş gibi oluyorum bu seriyi. Galiba cidden çok seviyorum..



Harry Potter ve Ateş Kadehi

Arka Kapak Yazısı 

Büyücülük okulunda dördüncü sınıfa geçen Harry, yaz tatilinde Dursley'lerden izin koparıp arkadaşlarıyla birlikte Quidditch Dünya Kupası finalini izlemeye gider. Bu yıl Hogwarts'taki en büyük yenilik ise, Üçbüyücü Turnuvası'dır. Üç rakip büyücülük okulunun katılımıyla gerçekleşen bu etkinlik yüz yıldan beri ilk kez düzenlenmektedir. Harry, istemediği, yaşı bile tutmadığı halde, kendini bu turnuvanın içinde bulur. Oysa onun tek istediği, büyücülük standartları içinde olabildiğince 'normal' bir yaşam sürmek, yeni büyüler öğrenerek kendini geliştirmek, Cho'yla ilgili hayaller kurmak, Ron ve Hermione'yle hoşça vakit geçirmektir. Ancak, alnındaki yara izinin ikide bir acıması, korkunç olayların yaklaşmakta olduğunun habercisidir.

Serinin dördüncü kitabı olan Ateş Kadehi kesinlikle en heyecanlı kitaptı. Resmen elimden bırakamadım diyebilirim. Favori yerlerim turnuvadaki görev sahneleriydi. İnanılmaz aksiyon doluydu. Kitap resmen insanı içine çekiyor. Seride ilerledikçe bazı olaylar yerine oturmaya başlıyor. Kimin iyi kimin kötü olduğu yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Bazı sahneleri filmde daha iyiydi ya da komikti demek daha doğru olacak. Her neyse seriyi zaten kesinlikle tavsiye ediyorum zaten 😁



Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı

Arka Kapak Yazısı 

Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'ndaki beşinci yılında Harry, hayatını cehenneme çeviren sihirli/sihirsiz pek çok şeyle başa çıkmak zorunda: Yaz tatilini yanlarında harcadığı aptal akrabaları; ergenlik çağının isyanları, heyecanları, korkuları; onun gösteriş düşkünü bir yalancı olduğunu düşünenler; okulun işleyişine burnunu sokan Sihir Bakanlığı; öncekileri mumla aratan yeni bir Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmeni; yine karşı karşıya geldiği Ruh Emici'ler ve Ölüm Yiyen'ler; varlığını her zamankinden çok hissettiren Voldemort; ağır dersler, zor sınavlar, acımasız cezalar; sürekli yinelenen bir kabus ve acıyan yara izi; ona en yakın insanlardan birinin ölümü; beş yıl gecikmeyle öğrendiği bir gerçek...

Seride aksiyon Ateş Kadehi'nden sonra zirvelere tırmanıyor resmen. İnanılmaz heyecanlı bir kitaptı. İnsanın okurken elinden bırakası gelmiyor. Bu kitapta favori karakter yerine en gıcık olduğum karakteri söylemeyi uygun buldum 😁 Dolores Umbridge tabikide. Okuyanlar bilir ne kıl bir karakter olduğunu, zaten okuyanların %99.9999'u sinir olmuştur kesin 😁 Ama sonunda iyi oldu o ayrı 👍 Filmde inanılmaz derece çok sahne kesmişler, genel olarak aynı tabi kaçırılan bir şey yok ancak neden bu kadar fazla kısa kesmişler pek anlayamadım. Yavaş yavaş sevdiğimiz karakterleri de kaybetmeye başladık ne yazık ki.. Seride en kötü olay bu zaten 😢Çok üzülüyorum iyi karakterlerin ölmesine 😭


Harry Potter ve Melez Prens

Arka Kapak Yazısı 

Büyücüler dünyasında devam eden karmaşa artık Muggle'ların dünyasını da etkilemeye başlamıştır. Harry Potter, Hogwarts'taki altıncı yılını Feci Yorucu Büyücülük Sınavlarına hazırlanarak geçireceğini düşünmektedir. Artık Quidditch takımının da kaptanıdır. Ancak Diagon Yolu'ndaki okul alışverişi sırasında Draco Malfoy'un bir şeyler çevirdiğini fark eder. Lord Voldemort'un geçmişiyle ilgili pek çok bilinmeyen ortaya çıkarken bir yandan da Malfoy'un neyin peşinde olduğunu öğrenmeye çalışan Harry'yi yine zor günler beklemektedir.

Bir yandan Voldemort'un geçmişini öğrenirken diğer yandan her zamanki Hogwarts olaylarına tanık oluyoruz. Yavaş yavaş tanıdığımız, sevdiğimiz karakterleri tek tek kaybediyoruz. Kitapları okuduğum, filmlerini izlediğim her seferde aynı duygular -hüzün, şaşkınlık- uyanıyor bende. Galiba seriyi güçlü yapan da bu. kitaba ne yazsam bilemedim... En iyisi siz okuyun...


Harry Potter ve Ölüm Yadigarları

Arka Kapak Yazısı 

Sihir dünyası savaşta! Karanlık Lord iyice güç kazanırken iyiler de boş durmuyor. Yedinci yılında Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'na dönmeyen Harry Potter, Dumbledore'un ona bıraktığı görevi tamamlamaya çalışıyor. Yanında -her zamanki gibi- Ron ve Hermione'yle, bir yandan Voldemort'tan ve onun Ölüm Yiyen'lerinden kaçarken bir yandan da Hortkuluklar'ı yok etmek, Ölüm Yadigarları'nın sırrını keşfetmek zorunda olan Harry kendi geçmişiyle ilgili de pek çok şey öğreniyor.
Serinin en hüzünlü kitabı ne yazık ki. Ölüm sahnelerini okurken sanki gerçekmiş gibi hüzünlendim. Lupin ve Tonks'a çok üzüldüm, tam araları iyi oluyor derken öldüler. Gerçi en güzel ölüm onlarınkiydi bence, iyi günde kötü günde dedikten sonra ölüme birlikte gittiler. Tabi bi de Fred var. Serinin neşe kaynağıydı, çok kötü oldu. Tabi bi de Snape var. Özellikle Severus Snape fanı olarak onun ölümünü çok zor okudum diyebilirim. Bu kitabın diğer bir özelliği de artık her şeyin açığa çıkıyor olması. Kimin gerçekten kötü kimin gerçekten iyi olduğunu anlıyoruz burada. Diğer kitaplarda parça parça verilen bilgiler burada birleşiyor ve bir bütün haline geliyor. Özellikle bir önceki kitapta Lord Voldemort hakkında edindiğimiz bilgilerle birlikte çoğu şeyi anlıyoruz. Çocukluğumun kitabını tekrar okumak bana büyük keyif verdi. Umarım size de bunu biraz geçirebilmişimdir.


Harry Potter ve Lanetli Çocuk 

Arka Kapak Yazısı 

Harry ait olduğu yerde durmayı reddeden bir geçmişe boğuşurken, en küçük oğlu Albus da istemediği bir aile mirasının yükünü omuzlarında taşımakta zorlanır. Geçmişle gelecek uğursuzca iç içe geçerken hem baba hem oğul tedirgin edici bir gerçeği, bazen karanlığın beklenmedik yerlerden geldiğini öğrenir.

Bu kitabı kesinlikle Harry Potter'ın devamı saymıyorum. Çünkü eğer öyle sayarsam seriye çok ama çok büyük haksızlık olur. Benim gözümde fanfiction 'dan başka bir şey değil; hemde bu zamana kadar gördüğüm en dandik fanfiction. Çoğu kişi kötü falan diyordu ama ben pek inanmak istememiştim. Ne yazık ki bende artık kötü diyorum. Olayları o kadar hızlı geçiyor ki birkaç sayfada 3-4 sene falan geçiyor. Daha olayı kavramadan yeni bir olay çıkıyor karşınıza. Bir de üstüne üstlük bizim tanıdığımız Harry Potter'ı göz ardı edip bambaşka, kıl bir herife dönüştürmüşler. Bir Potterhead olarak bu tiyatroyu yazanları kınıyorum. Rowling nasıl izin verdi aklım almıyor... Bana göre zaman israfıydı ama neyse. Daha fazla yerin dibine sokmadan bitireyim en iyisi 😁



Kitapların alıntıları için instagram hesabıma bakabilirsiniz. Takip etmeyi unutmayın: degisikbirkitapkurdu

10 Mart 2017 Cuma

Fabooks Yayınları Senin Hakkında Sevdiğim Şeyler Tanıtımı

Arka Kapak Yazısı

Hayatınızda anlamı olan sevdiğiniz kişinin,

En sevdiğiniz özelliği ne?
Sizi güldüren davranışları neler?
Eğer bir Nobel alsaydı hangi konuda alırdı?
O olmasaydı hayat nasıl olurdu?
Hangi konuda ondan delisi yok?

Kitapta bunun gibi seksenin üzerinde güzel illustrasyonlar, fotoğraflarla bezenmiş sorular ve içinizi ısıtacak, aynı zamanda gülümsetecek işaretleyeceğin'z türden cevaplar var.

Siz sadece boşlukları doldurun, ona özel bir kitap oluşturun, hediye edin ve sevdiğiniz kişinin kalbinde bir gülümseme yaratın. Sevgiyle kullanın.









Genel olarak içeriğini anlatıp bitireceğim, uzun uzun yazarak hevesinizi kaçırmayacağım. Boyut olarak orta bir şey ama bence bir hediye için ideal. Liste fiyatı 19 TL. Ancak alacağınız kişiyle gerçekten yakın olmalısınız çünkü içinde zor sorular var.












İçerisinde cümleler var, boşlukları hediye edeceğiniz kişi ile alakalı kendinize göre dolduruyorsunuz. Sol tarafta genelde fotoğraf veya resimler var, sağ tarafta da sorular.









İçinden örnek cümleler yazıp bitiriyorum :) Bu arada instagramdan takip etmeyi unutmayın: degisikbirkitapkurdu


1- Sende en sevdiğim özellik .....................
2- Milyon defa dünyaya gelsem yine seninle olmak isterdim çünkü ....................
3- ................... konusunda dünyada senden bir tane daha yok.
4- ................... konusunda hayatımda gördüğüm en cesur kişisin.
5- Bence şu şarkı tam bizim için yazılmış: ..................














7 Mart 2017 Salı

Sultanı Öldürmek Kitap Yorumu


Arka Kapak Yazısı 

Yıllardır aynı kadını bekleyen bir adam. Serhazinlerin son temsilcisi Müştak Serhazin. Şahane bir aşk için harcanmış bir hayat. Ve hayatını Osmanlı tarihine adamış hırslı bir kadın... Başarılarla dolu bir kariyer... Sapında Fatih Sultan Mehmed'in tuğrası bulunan mektup açacağıyla öldürülmüş bir tarih profesörü... Bir aşk cinayeti mi ? Yoksa kökleri "Ulu Hakan"ın şüpheli ölümüne uzanan bir entrika mı ? Osmanlı devletinin, bir imparatorluğa dönüştüğü zaferler ve ihanetlerle dolu günlerine yapılan sıradışı bir yolculuk. Ve bu heyecan verici yolculuk boyunca kulaklarımızdan eksik olmayan o kadim soru: Tarih geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mı ?

Ve Fatih Sultan Mehmed Han... Mehmed Han oğlu Murad Han oğlu Mehmed Han... İki karanın ve iki denizin hakimi. Allah'ın yeryüzündeki gölgesi. Kostantiniyye'yi zapt eden padişah. Roma İmparatorluğu'nun doğal varisi, farklı dinlerden farklı dillerden, farklı ırklardan yepyeni bir millet yaratma aşkıyla yanıp tutuşan kudretli hükümdar. Uçsuz bucaksız ovalarda at koşturan ordular. Kılıç sesleri, savaş naraları, korku çığlıkları. Ardı ardına düşen şehirler, ardı ardına yıkılan devletler, ardı ardına el değiştiren kaleler. Kırk dokuz yaşında dünyaya nam salmış bir hükümdar. Ve değişmez kader. Akşama kavuşan gün. Ecel şerbetini içen insan. Ve Fatih Sultan Mehmed'in şüpheli ölümü. Ve onun iki şehzadesi. İkiye bölünen saray, ikiye bölünen devlet, hiçbir şeyden haberi olmayan bir halk. Ve iki şehzadenin kanlı boğazlaşması sürerken saray odasında unutulan Fatih Sultan Mehmed Han'ın cansız bedeni...



Ahmet Ümit'in tarihle polisiyeyi birleştirdiği harika bir kitaptır kendisi. Bir yandan cinayete odaklanırken diğer yandan Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet zamanını özellikle de İstanbul'un fethini okuyoruz.

Polisiye kısmına bakacak olursak;
Kitabın baş karakteri tarih profesörü olan Müştak. Kitapların çoğunda yer alan Başkomiser Nevzat burada yardımcı karakter olarak yer alıyor. Kitap, Müştak'ın yıllardır sırılsıklam aşık olduğu Nüzhet'in arayıp görüşmek istemesiyle başlıyor. Daveti kabul eden Müştak, sevdiği kadını ölü bulunca kendisini de içine katarak gerçek katilin kim olduğunu bulmaya çalışıyor.

Gerçekten de okurken siz de herkesten şüphe ediyorsunuz. Tam bu katil dediğiniz sırada başka bir bilgi çıkıyor ve bu seferde başka birini mimliyorsunuz. Sonra tekrar bir bilgi ve hooop bir bakmışsınız başa dönmüşsünüz. Açıkçası ben kitabın sonunda katili öğrenince büyük bir şok geçirdim ve Ahmet Ümit'in kurgusuna bir kez daha hayran kaldım. Ara ara başkomisere de kıl olmadım değil hani :D


Tarih kısmına bakacak olursak;
Tarihim pek iyi değildir bu yüzden kitapta anlatılanların ne kadarı doğrudur bilemem ancak Ahmet Ümit'in ciddi bir araştırma yaptığına inanıyorum ben. Tabi roman sonuçta kurgusal bir şey ancak bu kısmının nesnel olduğunu düşünüyorum.

İstanbul'un fethini çok güzel ve uzun bir şekilde işlemiş Ahmet Ümit. Adeta o anları yaşıyor gibi oluyorsunuz. Şahsen ben çok beğendim. Ve eğer gidebiliyorsanız kesinlikle İstanbul'un surlarını gezin. Hatta kitaptaki gibi bir turla müthiş olur.

Daha fazla spoiler vermeden yazımı bitirmek istiyorum. Kitabı şiddetle tavsiye ediyorum. Bu arada instagramdan da takip etmeyi unutmayın: degisikbirkitapkurdu




















PDF Kitap Listesi 2

1) Psikiyatrist İndirmek için tıklayın. 2) Labirent Serisi Ölümcül Kaçış indirmek için tıklayın. Alev Dene...